Vogue’ta Roller Değişti: Gigi Hadid, Bella Hadid ile Röportaj Yaptı

Kız kardeşler arasında Zoom üzerinden başlayan sıradan bir sohbet, kısa sürede güvensizlikler, hayaller ve hem özel hem profesyonel hayata uzanan derin ve samimi bir konuşmaya evriliyor. Güneşli bir günün sabahında ekranın iki tarafında Bella ve Gigi Hadid var. Bu içten buluşmanın çıkış noktası ise bu sayfalarda gördüğünüz çekim: New York’ta yönetmen ve senarist Gia Coppola tarafından fotoğraflanan Bella, gündüz ile gece arasında asılı bir atmosferde ışıldıyor. Kadınlar arası diyaloğa adanan bu sayıda, onu en iyi tanıyan kişiyle—aynı zamanda en büyük destekçisi ve ilham kaynağı olan ablasıyla—konuşmasını dinlemekten daha iyi ne olabilir? İkilinin sözlerinde, çocukluklarına uzanan güçlü bağ tüm açıklığıyla hissediliyor.

GIGI: Öncelikle bu çekimi yapmak hoşuna gitti mi?

BELLA: İnanılmazdı. En büyük idollerimden biriyle çalışma fırsatı buldum. Gia Coppola gerçekten olağanüstü. Açıkçası beni fotoğraflamak istediğini söylediklerinde şoke oldum; sete geldiğimde ise büyülenmiştim. Yanında çocuğu ve eşi de vardı, dolayısıyla tüm ailenin orada olması çok keyifliydi. Filmleri bana her zaman güçlü duygular hissettirmiştir ama sette, çocuğunun zaman zaman bacağına sarıldığı anlarda onu izlemek bana seni düşündürdü. Harika bir anne oldun ve aynı anda pek çok şeyi yönetiyorsun. Kısacası Gia’yı hem bir sanatçı hem de bir anne olarak izlemek büyük bir ilhamdı.

G: Anlattığın, uzun ama nasıl geçtiğini anlamadığımız çalışma günlerinden biri gibi. Böyle anlarda sana enerji veren nedir?

B: Kariyerim boyunca kendi yolumu, doğru insanları ve kendimi güvende hissedeceğim ortamları bulmakta zorlandığımı sen de gördün. Zamanla neyle bağ kurabildiğimi, sınırlar koymayı öğrendim, bu konuda bana çok yardımcı oldun. Setteyken kendimin en büyük savunucusu olmak zorundayım. Aynı zamanda çevremdeki insanlar için de. Çünkü çalışırken bana en çok enerji veren şey, başkalarında gördüğüm ilham.

“Sanırım oyunculuğu sevmemin sebebi şu: Bir bukalemun gibi olmak, sürekli değişmek.”

G: Haklısın, önemli olan doğru düşünmek. Bu noktayı kendi markan Orebella’yı kurmana bağlayacağım. Şirketini kurmaya karar verdiğinde seni en çok heyecanlandıran ve en çok korkutan neydi?

B: Başta her şeyi kontrol edebilmek beni çok heyecanlandırıyordu; ama aynı zamanda en korkutucu olan da bu kontrolü biraz bırakabilmekti. İkimiz de her zaman bize gerçek gelen bir şey yapmak istedik. Sen, örgü, çizim, bir şeyler üretme gibi alanlarda hep çok yaratıcıydın, kaşmirle ilerledin. Benim içinse her zaman uçucu yağlar ve karışımlar vardı. Bazen durmam gerektiğini fark ediyordum. Birlikte resim yaptığımız zamanlar gibi tablom aslında tamamken üzerine gereksiz yere 14 renk daha ekliyordum. Şirketi kurduğumda da her şeye kendimi verdim: isimden şişelerin rengine, görsellere kadar. Ama zamanla, işini en az benim kadar tutkuyla yapan insanlara güvenip sorumluluk paylaşmanın ne kadar önemli olduğunu gördüm. Ekibimin fikirlerine güvenmiş olmaktan mutluyum.

G: Peki ya rol aldığın The Beauty? Harikasın! Bölümleri izlerken giderek daha rahat hissettiğini fark ettim. Ryan Murphy sende bu performatif içgüdüyü nasıl ortaya çıkardı?

B: Ryan çok sakin biri; konuştuğunda onu dinlemek çok doğal geliyor ve bence bu çok önemli. Beni konfor alanımın dışına çıkardı, yine biraz kontrolü bırakmamı sağladı. “Biraz delirmelisin” diyordu. Modellikte, oyunculukta, çalıştığım her işte olduğu gibi elimden gelenin en iyisini yapmak istedim. Hem fiziksel hem de duygusal olarak zor bir dönemimde bana çok güvendi. Altı ay boyunca çekim yaptık; Lyme tedavim sürüyordu ve özel hayatımda bir sürü şeyle uğraşıyordum. Duygusal olarak zorlayıcıydı ama tüm bunları bedenimle ifade edip sanata ve işe aktarabildim. Bu da bana büyük bir tatmin sağladı.

G: Konuşmasız bir rol olmasına rağmen bu kadar duygu aktarabilmen çok etkileyici. İnsanlar seni süpermodel yapan şeyi her zaman anlamıyor ama burada tüm yeteneğin ortaya çıkıyor.

B: Sanırım oyunculuğu sevmemin sebebi bu: Bir bukalemun gibi olmak, sürekli değişmek. İnsanlar saç, makyaj ya da taşıdığım duygusal yük fark etmeksizin her işimde farklı biri gibi göründüğümü söylüyor. Bugün her fotoğrafçıya ya da art direktöre hep şunu soruyorum: Bu canlandırdığım kız kim? Oyunculukta da aynı şeyi yapıyorum.

G: Ryan Murphy seni mümkün olduğunca daha az çekici göstermek istemişti. Bana gelen senaryolarda hep aynı tipleme oluyor. Sen ne tür projeler arıyorsun?

B: Dürüst olmak gerekirse, aksiyon sahneleri ekibinde yer almak bile isterim. Kulağa tuhaf gelebilir ama aksiyonun o yoğun ve ham tarafı beni çok çekiyor. Sınırlarımı zorlamak, alışılmışın dışında şeyler denemek ve işin perde arkasında olup süreci içeriden deneyimlemek hoşuma gidiyor. Ama dönem projeleri de ilgimi çekiyor, örneğin 1883 gibi.

G: Tarihi bir dizi mi?

B: Sen de tarihi bir işte harika olurdun, zaten her şeyde harikasın. Benim için önemli olan yeni bir şey öğrenmek: başka bir dil, bir aksan… Bambaşka, karmaşık bir geçmişi olan birine dönüşmek. Ama en büyük hayalim bir aksiyon filminde oynamak. Mesela Catwoman gibi bir karakter… Bunda da bana sen ilham verdin. Mario Sorrenti ile yaptığın o çekimi hatırlıyorum.

G: Aksiyon sahnelerinde hep çok mutlu görünürdün.

B: Çünkü böyle şeyler yaptığımda zihnim doğru şekilde uyarılıyor. Vücudum yorulsa bile devam edebiliyorum.

G: Böyle bir tempoda yorulduğunu anlayabiliyor musun?

B: Ne yazık ki henüz tam olarak öğrenemedim.

G: O zaman beraber öğrenelim mi?

B: “Hayır” demeyi öğreniyorum.

G: Ve günlerini uzun vadede sürdürülebilir şekilde planlamayı.

B: Evet, bu da çok önemli. Eskiden çalışma şeklim sürdürülebilir değildi. Pandemi boyunca bile çalışmaya devam ettim.

G: Ben de! Sekiz aylık hamileyken seni çekiyordum.

B: Doğru. Çekimler yapıyorduk.

G: Samanların, keçilerin arasında… “Moda bu mu?” diyorduk.

B: Ama bugün kendimle daha uyumluyum. Teksas’ta atlarımla ve köpeğimle olmak, gerçek bir hayat yaşamak ve sonra işe dönmek çok daha tatmin edici. Artık ne zaman “hayır” diyeceğimi biliyorum. Geçen yıl tedavi sürecimde bile bir işi yapamadığımda ağlıyordum. Sanki bir anda unutulabilirmişim gibi hissediyordum.

G: Ama geri döndüğünde herkes seni görmekten çok mutluydu. “Hayır” dediğinde yeterince minnettar olmadığını düşünmekten vazgeçmek çok sağlıklı. İş ile kendi değerini ayırabildiğin bir noktaya geliyorsun.

B: Bunun üzerinde çok çalıştım. Başarılarım, yaptığım işler benim kim olduğumu belirlemiyor. Uzun süre “hayır” dersem bir daha aranmayacağımı düşündüm. Ama artık bunu bıraktım. İnsanlar kalbimi ve kim olduğumu biliyor. Ve bu yeterli.

“Her zaman söylüyorum: Kendin olarak yürüdüğünde gerisi gelir. Bana enerji veren, beni besleyen insanlarla çevrili olmak istiyorum. Ve konfor alanımdan çıkmak…”

G: Elbette yeterli. Ve aslında senin bir numaralı işin hâlâ teyzelik.

B: Hayatta en sevdiğim iş.

G: Disneyland gezimizden aklında kalan bir an?

B: Seni anne olarak görmek. Khai’nin ağladığı anda senin de gözlerinin dolduğu o ânı asla unutmayacağım. Belki kulağa garip gelecek ama benim için mutluluk hissetmek zor. Ama seni onunla gördüğümde büyük bir gurur ve mutluluk hissediyorum. Ve bir gün kendi çocuklarımın olmasını hayal ediyorum.

G: Son olarak, bu yıl ile ilgili en çok neyi merak ediyorsun?

B: Tanrı’nın ve evrenin benim için ne planladığını… Bu yılın beni nereye götüreceğini. En iyi şekilde yaşamak, deneyimlemek ve mutluluğu bulmak… Her zaman söylüyorum: Kendin olarak yürüdüğünde gerisi gelir. Bana enerji veren, beni besleyen insanlarla çevrili olmak istiyorum. Ve konfor alanımdan çıkmak… Ayrıca bu hükümetin göçmen politikaları konusunda ne yapacağını da çok merak ediyorum çünkü değişmesi gerekiyor.

G: Katılıyorum. Biz göçmen bir aileyiz.

B: Evet. Amerika göçmenler tarafından kuruldu. Buna daha fazla saygı gösterilmeli. Ve yeni neslin ülkeyi nasıl daha iyi bir yer haline getireceğini de görmek istiyorum.

G: Çok ilham vericisin.

B: Seni seviyorum. Bu röportaj için teşekkür ederim. Kariyerimde ilk kez bir röportajda hiç gergin değildim. Bana çok şey öğrettin.

G: Beni ağlatacaksın.

Kaynak: https://vogue.com.tr/gundem/gigi-hadid-bella-hadid-vogue-roportaji