Sınır Tanımayanlar: Badminton Oyuncusu Neslihan Arın

Badminton’ın Türkiye’deki yaygınlığı çok da eskiye dayanmıyor. Nasıl tanıştınız bu sporla?

İlkokulda beden eğitimi öğretmenim fiziksel özelliklerimi ve yeteneğimi fark ederek beni yönlendirdi. Açıkçası ilk aşamada bu branşı tanımıyordum ama oynadıkça ve geliştikçe çok sevdim. Daha sonra Çağatay Taşdemir ile çalışmaya başladım ve 2012 Londra Olimpiyat Oyunları’na kota almamla birlikte tamamen branş içerisinde uzmanlaşmaya karar verdim.

Badminton hızlı bir spor. Bu hız, hayatınızdaki karar alma biçiminizi de etkiledi mi?

Kesinlikle. Yaptığınız spor bir müddet sonra hayat akışınıza siz fark etmeseniz de yön vermeye başlıyor. Badminton saniyeler hatta saliselerle oynanan bir oyun ve bazen hayatta da bu hızda kararlar vermek gerektiğine inanıyorum.

Badminton fiziksel olduğu kadar zihinsel bir denge de gerektiriyor. Sizin oyununuzda bu denge nasıl kuruluyor?

Çok doğru bir tanımlama. Bu spor fiziksel ve performans açısından güçlü olmak kadar zihinsel olarak da güçlü kalmanızı gerektiriyor. Tabii bazı rutinlerim var. Maç öncesi konsantrasyon, rakip analizi, güçlü ve zayıf yönlerimi değerlendirip buna bağlı bir strateji izlemem… Bunlar mental olarak beni rahatlatıyor. Ayrıca bu dengeyi sağlamak için saha dışında spor psikoloğu gibi profesyonellerden de destek alıyorum. Günümüz dünyasında sporcular için sahanın içi kadar dışında da doğru profesyonellerle çalışmak, bu dengenin sağlanmasına yardımcı oluyor.

Peki bunu her zaman uygulamak kolay mı? Kortta yalnızsınız ama aynı zamanda seyirciler, beklentiler ve baskı var.

Özellikle milli takım formasıyla bir turnuva ya da maça çıktığınızda ülkenizin sizden beklentisi üzerinizde bir baskı yaratıyor. Önemli olan o baskıyı pozitife çevirebilmek. Sporun içinde psikolojik etkenler çok ama çok önemli. Badmintonda da hızlı bir oyun içerisindesiniz ve saliselerin çok büyük önemi var. Sahayı bir sahne olarak düşünürseniz, sahnenin kontrolünü elinizde tutmak zorundasınız. Deneyim, turnuva tecrübesi ve kaybederken öğrendikleriniz bir şekilde bu durumu yönetmenize yardımcı oluyor.

Milli sporcu olmak sizin için ilk ne zaman gerçek bir anlam kazandı?

Zamanla anlam kazandı diyebilirim. Ama en net hissettiğim an, sahaya çıkıp İstiklal Marşı’nı duyduğum andı. O an sadece kendim değil ülkemi temsil ettiğimi gerçekten hissettim. Hem büyük bir gurur hem de ciddi bir sorumluluktu. Benim için çok özel ve unutulmaz bir andı.

Uluslararası turnuvalarda elde ettiğiniz başarılar size kendinizle ilgili ne öğretti?

Emek verdiğin, çok çalıştığın ve sabredip yılmadığın zaman başarıya ulaşabiliyorsun. Önemli olan vazgeçmemek. Kimse sana inanmasa da, kendinden eminsen her şeyi başarabilirsin.

Peki sizin için kazanmak ne demek?

Kazanmak kavramını hiçbir zaman sadece skorla sınırlandırmadım. Bazen kaybettiğiniz zaman da kazanabiliyorsunuz. Elbette tabelada yazan sonuç önemli ama asıl önemli olan senin müsabaka anında sahaya ne koyduğun. Performansımı en iyi ben bilirim. Onu maksimuma çıkarıp oyunu kontrol etmem ve elimden gelenin en iyisini yapabilmem benim için kazanmak demek. Çünkü bunları sağladığım an, sonucun lehime gelişeceğine inanıyorum.

Disiplin, sabır, tekrar… Bir sporcu olmanın getirileri… Bu süreç sizi nasıl birine dönüştürdü?

Hayatımın her alanında beni şekillendirdi. Daha planlı, daha dayanıklı ve hedeflerine odaklanan biri oldum. Zor anlarda pes etmek yerine çözüm aramayı öğrendim. Bu süreç beni sadece daha iyi bir sporcu değil aynı zamanda daha güçlü bir insan haline getirdi.

Spor, bedeninizle kurduğunuz ilişkiyi nasıl değiştirdi?

Öncelikle bir kadınım. Hem spor hem sosyal hayatımda bedenimle barışık olmam gerektiğine inanıyorum. Kendime, yediklerime, içtiklerime, özel ve sosyal hayatıma dikkat ediyorum. Benim için bedenimi tanımak, bugün ve yarın için en mutlu ve özgüvenli şekilde hayatımı sürdürebilmek adına çok önemli. Sporun, kendimle ve bedenimle olan ilişkime doğrudan olumlu etki ettiğini düşünüyorum.

Sporcu kimliğinizin dışında sizi en iyi tanımlayan şey nedir?

İnsanın kendini tanımlaması çok zor ama çalışkan olmam, yılmadan devam etmem, sporculuğumdan kaynaklı planlı oluşum ve disipline verdiğim önem… Bu kavramlarla kendimi tanımlayabilirim.

Spor dışında sizi iyi hissettiren şeyler neler?

Eşim, ailem, arkadaşlarım, sosyal çevrem ve köpeğim… Biz sporcular için yılın büyük bir bölümünün takvimi daha yılın ilk gününde belli oluyor. Antrenmanlar, kamplar, turnuvalar, seyahatler, tedavi süreçleri… Kimi zaman 365 gün bile yetmiyor diyebilirim. Bu temponun dışında kalıp kendimi bir şekilde sıfırlayabildiğim, enerjimi yeniden toplayabildiğim anlar; sevdiklerimle rahatça vakit geçirebildiğim zamanlar.

Milli sporcu olmak size en çok ne kattı?

Milli sporcu olmak ve bunun yanına olimpik milli sporcu unvanını koymak, profesyonel bir sporcunun en büyük imzası olabilir. Çok uzun yıllar çalıştım; hem fiziksel hem de mental olarak sürekli kendimi hazır tutmak için büyük emek verdim. Bunun sonucunda kendime dönüp baktığımda “Kendimle, yaptıklarımla gurur duyabilmek” benim için en önemli nokta. Bundan sonraki hedefim, 2028 Los Angeles Olimpiyat Oyunları. Dördüncü kez dünyanın en büyük spor organizasyonunda ülkemi badminton branşında temsil etmek istiyorum. Bu sefer gidebileceğim en üst noktaya kadar gidip, çok daha büyük başarılar elde etmek amacındayım.

Kaynak: https://vogue.com.tr/leaders/badminton-oyuncusu-neslihan-arin-vogue-turkiye-roportaji